2 Mar 2016

Orjinal Ben vahit :)

Ben vahit videosu, beni eskilere alıp götürdü. Ve bir blogumun olduğunu hatırladım... İki sene aradan sonra merhaba, yüzbin lira veriyorum...


25 Ara 2014

2014 Biterkene

Nerdeyse 3 sene olmuş.Ses veriyorum, yaşıyorum.:)

Sakarya'dayım.

Çark caddesi, Islama köfte, 54,... falan fıstık...



Kesin ilk düşününen değilimdir, Ama tarz olsun :)


9 Oca 2012

Ervah-ı Ezelden - Abdal


Sakinlik denizinde melankolik ferahlık...

Müzik kulağa hoş geliyor... buyrun dinleyin..


7 Oca 2012

Bir ay doğar

Güzel bir Malatya türküsü...

En çok hoşuma gideni ise ilk görüntüdeki


Cengiz Özkan




Orhan Hakalmaz




Sabahat Akkiraz

31 Ara 2011

Kaçak Elektriğe Net Mesaj!

Etkileyici, sarsıcı ve bir o kadar realist... :) tebrikler!

Aşağıdaki fotoğrafta, Mardin'in Kızıltepe ilçesinde kaçak elektrik kullanımına karşı kullanıldığı belirtilen net mesaj yer alıyor.




Kaçak Elektrikle Isınan Sudan Abdest Olmaz, Gusül Hiç Olmaz, Cenaze de Asla Yıkanmaz!

(kaynak: haberler.com)


Yeri gelmişken belirteyim: Kendilerince "uyanık", ama bildiğin halis muhlis, sulandırılmamış, katkısız, öz be öz haramkörlere acayip fitil oluyorum.


9 Ara 2011

Şimdiki Zaman

Koskoca bir seneyi, 2011'i, bitirirken bir yazı eklemeden geçmeyeyim bari...



Şöyle bir baktığımda, görüyorum ki, en son nişan tepsisiyle, iş güç arayışlarında kalmışım... Kısaca özetlemek gerekirse, son yazıdan bugünküne kadar geçen süre zarfında, Allah tamamına da erdirdi. Evet evlendik. Ve uygun bir işi de nasip etti. Geçinip gidiyoruz... Allah herkese nasip etsin... Mutluyuz... :)



Eveeet, üniversite yılları ve ilk işimden sonra (toplamda 8 senelik bir maceraya tekabül ediyor.) Ankara'yı geride bırakmış bulunuyorum. "Yeni yerin neresi?", derseniz vereceğim cevap "büyük lokma ye, büyük söz söyleme"yi aynel yakin derecesinde bildircek türden: Sakarya. Askerliğe geldiğim yer. " Pişman değilim... Ankara'nın gri tonlarından, kuru ayazından sonra, Sakarya fazlasıyla yeşil. Gerçi şehirdeki düzensizlikler, kuralsızlıklar, gariplikler ve sahip olduğu olanaklar Ankara'yı aratsa da; Sakarya'dan memnunum. Şimdiden söyleyeyim, ilerleyen zamanda olumlu olumsuz Sakarya'ya dair epey bir şey anlatabilirim.



Üniversite yıllarımdan bu yana hayatımın bir parçasıyken, artık internete eskisi kadar yüz vermiyorum. Çünkü artık hayatımda daha farklı renkler var. Ağzımın tadı değişti. Yaşamın tını kulağıma artık farklı geliyor. Son çıkan müzikleri güncel takip ederken, şimdilerde mp3'ü bile nadir dinliyorum. Yurt yıllarından beri çoğunlukla ekmek arasıyla geçirmeye alıştığım akşam yemeklerinde, artık kaşık kullanıyorum... Daha fazlasına sonra değinirim ama, ağız tadı bakımından bahsedebileceğim kısa bir anektodu sizinle paylaşabilirim: Sıcak Kek...



Evet, annelerimizin misafirleri için yaptığı, fazla lüks olmayan, bildiğiniz basit, ama benim için manidâr kekten bahsediyorum. Belki kuzine sobanın fırınından, belki eski bir davul fırından, belki de yeni moda bir ankastre fırından çıkmış olabilir....

Nasıl tarif etsem!.... Şimdi şöyle fırından yeni çıkmış, tepsi sıcacık. Kekin üstünde uçuşan buharı görüyor, etrafa yayılan enfes kokuyu algılayabiliyorsunuz. Yavaş yavaş evin aurası değişmeye başlamış; mutfaktan evin diğer odalarına kek kokuları yayılıyor.... Bir yandan da çay fokurduyor... Bir parça sıcak kekten alıyorsunuz, hemen üstüne bir yudum sıcak çaydan yudumluyorsunuz. Ve içinizi yediklerinizin lezzeti ve sıcaklığı kaplıyor... Efendim, madem anektoda kısa dedik, daha anlatmayayım... :).

Bahse varım ki, yukarıda tarif ettiğim gibi bir keki, dünyanın en iyi pastanesine bile gitseniz, bulamazsınız. Zaten masanıza gelinceye kadar ısısını kaybedip, olsa olsa "sıcakımsı" olacaktır.... Benim için, geçtiğimiz seneye kadar bu keki sadece annem yapabiliyordu, ve ancak memlekete gidebildiğim takdirde yiyebiliyordum. Ama artık eşimle beraber daha şanslıyım. :)...

Belki, "ne bu sıcak takıntısı, ne bu lâfu güzaf be birader!" demiş olabilirsiniz. Açıklayayım: Sıcaklık bahane, aslolan mahabbet...

Sanırım, benim bahsettiğim sıcaklık, termometreyle ölçülen türden zahiri değil... Bizimkisi, kalp hacmini doldurup taşan, sıcaklığını ve varlığını ancak kalbin bilebildiği türden bir sıcaklık. Kekteki de, yudumlanan çayda da varlığı bu bakımdan elbet... Evet tabi ya, kesin öyle. Yoksa neden bizim evdeki kekler ertesi gün bile halâ sıcak? Elcevap: İşte ondan...

"Aşk imiş her ne var âlemde / İlim bir kil u kal imiş ancak...".


Dinlemenizi Tavsiye ederim:









.....



Efendim, konuyu daha uzatmak isterim, ama incelikler konusunda oldukça kusurluyum. Çok sözle işi kabalaştırmayayım, eğitime ihtiyacım var... :)


18 Ağu 2010

Yakın Geçmiş

Bakalım mevlam neyler, neylerse güzel eyler...


Baştan başlayayım... Geçen sene bu zamanda sadece mühendis iken, şimdi yüksek mühendis olmuşum. Açıkcası çok bir farkı yokmuş, ama insan kendini iyi hissediyor. Ansiklopedi gibi ciltlenmiş, içinde tezimin yer aldığı bana ait bir kitap üniversite kütüphanesinde yer alıyor. Dahası, benim de artık akademik bir makalem var. Konferansta sunmuşum. Yurt dışına falan gitmişim. Hayatımda hiç uçağa binmemişken, artık sekiz uçak tecrübem var...




Sonra, askerlik denen engelden kurtuldum. İyi bir nefis terbiyesiydi diyebilirim. Saçım kısa olunca çok kötü oluyormuş, okul yemekhanesinin yemekleri meğer çok şahaneymiş, askeri malzemeciler aslında iyi dükkanlarmış, askerde yakınları tarafından aranıp sorulmak çok değerliymiş. Bu arada biri tabur komutanından olmak üzere 3 takdir belgesiyle askerliğimi tamamlamışım...




Önceki saydıklarımdan daha da önemlisi... Yahu, yalnız başına yaşayıp giderim, azıcık aşım ağrısız başım derdim; şimdi değişmişim. Karşı cinse olan önyargılarımın haddi hesabı yokken, ileri geri yüksek perdeden atıp tutarken, meğer diğerlerinden çok farklı, bana yoldaş olanı bekler dururmuşum. (Aşk böcük dilinde, içinde “bitane” kelimesinin birinci tekil şahıs iyelik ekiyle çekilmiş halinin geçtiği cümleler kullanılabilir) Ve dahası artık nişanlıyım. Bakarsınız yakında bir işe girerim, düğün de olur...

Hani ben askerden geldim ya...

Efendim askerden geldikten sonra belli bir süredir nekahet dönemindeydim. Çok şükür eski bana tekrar dönüyorum: Bir bakıma gelişmiş, bir bakıma örselenmiş, sonuçta değişmiş, ama temelde özünü koruyan bir halde...

Yüsek lisansım bitti. Askerliğimi tamamladım. An itibariyle henüz işsizim. Bir iki mülakata girdim ve bekleme aşamasındayım. Her şeyden öte, artık nişanlıyım... Özetle, hayatımda hatırı sayılır değişikliklere gidiyorum.... Bunları ayrı bir başlıkta ele alabilirim...

Ne demişler, değişmeyen tek şey değişimdir...

Hani ben askerdeydim ya...

...


YORUM YOK, HEM GEREK DE YOK...


Piyade Çavuş - Kamil Tulum
Kandıra - Kocaeli


...

23 Kas 2009

Hani ben askere gidiyorum ya...

Efendim, askere gidiyoruz ya, insan da on defa askere gitmez ya, hani bu askere gitmenin biraz havası olur ya, işte bari gidiyoruz buna ana dair bir şeyler olsun istedim. Millet arabasının arkasına bir şeyler yazar; biz de blog sayfamıza yazalım bari (beyaz şahinim bile yok)...

Şimdi beyaz şahinim olsaydı ne yazardım diye düşündüm..."Hem ağlarım hem giderim".


Peki askere gidince ne olacak?

- Adam olup geleceğim (sünnet çoçuğu zaten hep erkektir ama nedense "erkekliğe adım atması" için illa da bir şey lazımdır ya; bizimkisi de onun gibi "Adamlığa adım attı")...

- Olur da kız istemeye gidersek "Oğlunuz askerlik yaptı mı" diye sorduklarında göğsümü gere gere "Evet" diyeceğim...

- Millet asker anılarını ballandıra ballandıra anlatırken kenarda süklüm püklüm oturmaksızın ben de anılarımı süsleye süsleye anlatabileceğim... "Bizim bir çavuş vardı..."

- İş başvurusunda "ehliyeti var mı", "seyahat yapmaya engeli var mı" türündeki sorulara ilave olarak "askerlik durumu" bölümünü de rahat rahat doldurabileceğim...

- Askere gitmiş olmanın verdiği havayla gitmemiş olanlara tavsiyelerde bulunan çok bilmiş insanlar arasına katılacabileceğim. "Evlat, sana tavsiyem sınava üçücü gün git.", "Rahat askerlik yapmak istiyorsan sivri olma, çok dikkat çekme", "Orası başka bir dünya. Gitmeden bilemezsin; gidince göreceksin.."

- Giymekten pek haz etmediğim siyah renkte çoraplarla ve haki renkte iç çamaşırlarla tanışmış olacağım...

- Hiç olmadığım kadar traş olacağım. Yüzümdeki sakalın eksik kalmış yanları tamamalanak...

- Benim de bayramlarda telefonla arayıp hal hatırlarını sorabileceğim asker arkadaşlarım olacak...

- ...
- ..

Her neyse beni askere davet ettiler, gitmem gerek.... grşrz..

14 Kas 2009

Kamil Türküsü

Kamil Türküsü

Efendim, eli boşluk zor zanaat. Bir ara "birçok kişinin kendi adıyla ilgili enva-i çeşit şarkı türkü varken, benim kendi adıma neden olmasın" demiştim ve bir araştırmacı ciddiyetiyle konunun üzerine eğilmiştim... Hani bir kenara bir not edeyim, kıyıda köşede bulunsun istedim....
İlk olarak literatür taraması yaparak, konuyla ilgili terimleri belirledim. Bulduğum kelimeler: "Kamil", "Türkü", "Karizmatik", "Akıllı", "Efendi", "Eli yüzü düzgün", vb...

 
İlk hedefiniz google ileri

Literatür taramasının akabinde, hemen google'da arama yapma safhasına geçtim. Uzun uğraşlar sonunda Belkıs Akkale'nin Kamil adlı eseriyle müşerref oldum. Meğerse meşhur "dağlar seni delik delik delerim" ve "kaynana" türküleriyle tanıdığımız, senelerin sanatçısı Belkıs Akkale benim ismimde bir eseri icra edip, ismimi de sanat camiasına kazandırmış... Artık benim de bir türküm var...

Buyrun aşağıdaki ok'a tıklayıp, dinleyin.....

31 May 2009

Yurdumdan Düğün Manzarası.

Bağlamalı elektro gitar şov... Efendim saygı duyuyorum. Bağlamasına ve bakışlarındaki yüz ifadesine hayran kaldım.

Aşağıdaki görüntünde (anladığım kadarıyla bir düğün sırasında) bağlamayla nasıl elektro gitar havası verildiğini göreceksiniz. Heavy metal camiasının bu yeteneği görmesinde fayda var.



30 Ara 2008

Can Yücel - Bağlanmayacaksın




bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"o olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
demeyeceksin işte.
yaşarsın çünkü.
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela. o daha az severse kırılırsın.

ve zaten genellikle o daha az sever seni,
senin onu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.
çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde.
paldır küldür yürüyebileceksin.
ille de bir şeyleri sahipleneceksen,
çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,
güneşi, ayı, yıldızları...
mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"o benim." diyeceksin.
mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.
ille de bir şeye ait olacaksan, renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya, yada pembeye.
ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem
de hep senin kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın. ucundan tutarak...

9 Haz 2008

Müzik - Söz

Memleketinden ayrı bir yerde okul okuyanlar bilirler. Yolların otobüslerin başka bir havası olur. Farklı bir duygu.

Candan Erçetin'in aşağıdaki klibini izleyince eski günlerim aklıma geldi. (00:30 Ankara - Isparta otobüsü) Çok güzel bir eser olmuş



2 Haz 2008

Ana - Anne



Anne mi? Ana mı?


Bence Ana. Zira daha doğal geliyor bana. Aslında bu dediğimin ispatını Tahir-ül Mevlevi Mevlana'nın mesnevisini bize aktarırken yapıyor. İddasına göre "Ana" kelimesi anlatmak istediği varlığı "Anne" kelimesinden daha iyi ifade ediyor. Özetle "Ana" kelimesini daha içten söylerken, "Anne" kelimesini dilimizin ucuyla çıkarıyormuşuz.

Deneyelim: "Anne" deyin bakalım. Tarif edeyim: Ağzını hafif yaydınız ve dilinizi üst dişlerinizin arkasına dokundurmak suretiyle ağzınızın önkısmından kelimeyi çıkardınız. Doğru muymuş, tekrar deneyin bakalım.... Peki, şimdi "Ana" kelimesini kısaca anlatalım. Ana kelimesini söylerken ağzınızı az havayla doldurdunuz ve iç taraftan gelen bir hava dalgası içerisinde dilinizi hareket ettirdiniz. Tekrar deniyoruz. "Ana" diyoruz, test ediyoruz.

Tahir-ul Mevlevi yukarıda anlatılan deney bulgularına benzerlik gösteren bir ifadeyle "Ana" kelimesinin daha içten ve samimi bulduğunu bize aktarmaktadır.

Her neyse, ben de aynı görüşteyim.


Peki "ANA" dediğimiz varlık kim?

Kendi ifadelerimle benim tanımım, buyrun:

Bebekliğinizden itibaren sizin her türlü pisliğinizi bilen( örnek: bebekliğinizdeki bezlerinizi, sümüklü yüzlerinizi, yemek bulaşıklı elbiselerinizi, vb..) , sizi sizin aklınızın ermedeği zamandan itibaren tanıyan, size canından can veren, sizi kusurlarınızla beraber her zaman seven, sevgisinin yapmacık olmadığı en garanti olan ve sevgisinin samimiliği tarih boyunca yüzbinlerce kez sınanıp ispat edilmiş olan, ... ve daha nice güzel özellikleri kendisinde barındıran varlık.

3 Şub 2008

İstanbul hatırası

Aramızdan Sultan Ahmet Cami gibi yapıları yapanların çıkmış olması insana gurur veriyor. Gri renkli bir şehirden (Ankara'dan) sonra İstanbul'daki tarihi mekanları görünce onlara hayran olmamak elde değil.